• Arama
  • Üye Listesi
  • Takvim
  • Yardım

Şuanki Zaman: 11-21-2008, 04:23 PM Merhaba, Ziyaretçi! (Oturum Aç — Kayıt Ol)


Forum forumlar / Guzel Sozler / GuzelSozler / isimsiz

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
Normal Mod | Çizgisel Mod
isimsiz
Yazar Mesaj
Whisper
Banned


Mesajlar: 56
Grup: Banned
Katılım: Feb 2007
Statü: Çevrimdışı
Mesaj: #1
isimsiz

Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek
>istediğini söyledi.
>>> > Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?"
>dedi. "Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla
>>> >
>>> > "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl
>oldu." dedi.
>>> > Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine.
>>> > "Ya, öyle mi.?" diyebildi sadece.
>>> >
>>> > Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı.
>>> > Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne
>damladı. Kendisini toparlayıp "Onun adına görüşebileceğim bir yakını var
>mı
>>> > acaba?"
>>> > diye sordu.
>>> > "Evet var, oğlu Selim Bey....".
>>> > Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?"
>dedi. Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye, "Selim
>Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama
>ben yine de kendisine bir haber vereyim." dedi ve
>>> > telefona
>>> > yöneldi..
>>> > Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu.
>>> > "Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine
>sekreter dahili telefonu çevirdi.
>>> > Daha sonra mütebessim bir çehreyle, "Selim Bey sizinle
>görüşmeyi
>>> > kabul
>>> > etti, lütfen beni takip edin." dedi. Beraber merdivenden
>çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir
>kapının
>>> > önünde
>>> > durdular, sekreter kapıyı açarak, 'Buyurun!' dedi. O da
>içeri girdi.
>>> > Kendisini ayakta
>>> > bekleyen vakur ve mütebessim gence doğru hızlı adımlarla
>yürüdü,
>>> > elini
>>> > uzatarak,
>>> > "Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi.
>>> > "Bendeniz de Selim Cebeci. Lütfen buyurun, oturun." dedi,
>genç iş adamı. Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:
>"Yirmi
>>> > üç
>>> > yıl, tam yirmi üç yıl. Vaktiyle bana burs verip okumama
>vesile olan
>>> > insanın elini
>>> > öpmek için bu ânı bekledim." dedi ve dudakları titredi,
>gözleri
>>> > doldu.
>>> > "Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun
>için ne kadar
>>> > üzgünüm
>>> > anlatamam." Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim
>Beye döndü: "Fakat en azından o büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan
>da bahtiyarım." Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı,
>kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer
>>> > hayret
>>> > nidâsı gibi dizildi cümlelerine: "Mehmet Baydemir
>demiştiniz değil
>>> > mi,
>>> > Tosyalı Mehmet Baydemir mi?" Profesör, delikanlının bu
>heyecanlı
>>> > haline bir
>>> > anlam veremeyerek başıyla "Evet" dedi. Bunun üzerine Selim
>Beyin gözleri sevinçle parladı.
>>> > "Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık."
>dedi. Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir
>>> > dost gibi
>>> > sıktı ve "Sizi karşıma Allah çıkardı." dedi. Bu sözler
>>> > profesörü çok şaşırtmıştı. "Uzun yıllar beni mi aradınız?
>Peki ama neden?" dedi.
>>> > Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak "Bizdeki
>>> > emanetinizi vermek için..." deyince, profesörün şaşkınlığı
>iyiden
>>> > iyiye arttı.
>>> > "Emanet mi?" dedi.
>>> > Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi.
>>> > Karşısındakine "Gelebilirmisiniz?" deyip telefonu kapattı.
>Mehmet
>>> > Bey, şaşkın
>>> > gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi
>giyimli bir bey
>>> > girdi.
>>> > Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra
>kulağına bir
>>> > şeyler fısıldadı.
>>> > Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O
>çıkarken
>>> > Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı.
>>> > Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini
>>> > birbirlerine hasret
>>> > kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç,
>samimiyet ve
>>> > güvene
>>> > bırakmıştı.
>>> > Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından
>ve yirmi
>>> > üç yıl boyunca
>>> > her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra
>>> > Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek, "Bu
>günlerimi şu büyük
>>> > insana borçluyum."dedi.
>>> > "Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç
>yalnız
>>> > bırakmadı.
>>> > Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her
>yeltendiğimde hayalen
>>> > yanımda
>>> > hazır oldu. 'Sana bunun için burs vermedim.' diyerek
>bana
>>> > istikamet verdi.
>>> > Ona her namazımda dua ediyorum." dedi ve gözlerini
>>> > Nazif Beyin duvardaki fotografına mıhladı. Sonra gözleri
>portrenin
>>> > altındaki
>>> > ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı.
>>> > Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri
>yamalı ve
>>> > tamir görmüş
>>> > oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha
>>> > dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de
>sıralandığını fark
>>> > etti:
>>> > "Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra..."
>>> > Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona
>çevirdi;
>>> > fakat aklı
>>> > tabloda kalmıştı. Selim Beye cevap verirken tabloya
>bir daha
>>> > baktı.
>>> > İkinci
>>> > cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:
>>> > "Bir müddet sabredeceğiz, sonra..."
>>> > İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı,
>yanına gidip
>>> > tabloyu
>>> > iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle
>>> > yalnızca sohbet
>>> > arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu.
>>> > Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde
>kalıyordu.
>>> > Üçüncü
>>> > cümlede: "Bir müddet yürüyeceğiz, sonra..." diye yazıyor
>ve altta
>>> > böyle birkaç
>>> > cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı.
>>> > Sonunda dayanamayıp, "Selim Bey merakımı mazur görün. Şu
>tabloya bir
>>> > mânâ
>>> > veremedim." Selim Bey kendisine has bir gülüş ile
>misafirine baktı,
>>> > derin bir nefes alarak:
>>> > "Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir
>>> > hayatımız vardı.
>>> > Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O
>zenginlikten geriye
>>> > hiçbir şey
>>> > kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri
>>> > artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah,
>kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel,
>yalnızca
>>> > zeytin...
>>> > Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey yok mu?' diye
>sormuştum. Bu soru
>>> > karşısında
>>> > annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç
>gitmiyor.
>>> > Annemin ağlayışına
>>> > mukabil babam: 'Bir müddet zeytin yiyeceğiz,
>sonra...' dedi ve
>>> > durdu, güçlü
>>> > bakışlarını üzerimizde gezdirdi, 'Alışacağız.' dedi.
>Ve iştahla
>>> > bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra haciz
>memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük,
>eski bir eve taşındık.
>>> > Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı. Annem bezgin
>bir sesle:
>>> > 'Bu evde hiçbir
>>> > şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' diye haykırdı.
>>> > Bunun üzerine babam:
>>> > 'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi .
>>> > Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna
>yazılmıştım.
>>> > Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam
>>> > elimden tuttu, 'Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.'
>dedi.
>>> > Yürümeye
>>> > başladık. Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride
>kaldığımı
>>> > hatırlıyorum.
>>> > Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride
>kaldığımı fark
>>> > etmemişti.
>>> > Biraz sonra fark edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı
>yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi.
>Bir
>>> > şey
>>> > söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir
>tavırla, 'Yoruldum.' dedim.
>>> > Babam oldukça sakin bir şekilde: 'Bir müddet
>yürüyeceğiz, sonra
>>> > alışacağız.' dedi.
>>> > Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak
>dönüyordu.
>>> > Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce
>orada
>>> > kalıyordu. Çoğu zaman
>>> > buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum.
>Bir gün,
>>> > merakıma yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir
>seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir
>ibarenin
>>> > altında şu
>>> > yazı vardı: 'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın
>kefilidir.'
>>> > Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu
>hal birkaç yıl
>>> > sürdü.
>>> > Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi.
>>> > Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket
>getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve
>geliyordu. Bizi bir araya topladı..
>>> > 'Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyor
>musunuz?' dedi,
>>> > kelimeleri boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti.
>>> > Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize
>hediyelerimizi teker
>>> > teker verdi ve bizi ayrı ayrı
>>> > kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir
>koltuğa o turdu.
>>> > Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da
>ağlıyordu.
>>> > Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı,
>içinden
>>> > bir
>>> > çift yeni çorap çıkardı. Bu gözyaşlarıyla, bir çift
>çorabın alâkasını
>>> > kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı.
>Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya
>başladı.
>>> > Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden
>bekledik. Babam
>>> > nihayet
>>> > kendisini topladı ve 'Bir zaman önce, büyük bir
>borcun altına
>>> > girmiştim.
>>> > Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım
>zaman kendi
>>> > kendime
>>> > 'bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar
>alacaklılarımın
>>> > hakkıdır.
>>> > Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile
>bana haram
>>> > olsun.'
>>> > demiştim. Bugün ise, Allah'ın yardımıyla, borcumu
>bitirdim.
>>> > Artık kimseye
>>> > tek kuruş borcum kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde
>>> > ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de
>o eski
>>>çorapları
>>> >
>>> > hem aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi
>olarak sakladım. Bu çoraplar
>>> > her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye kadar bütün
>kazancım
>>> > alacaklılarının hakkıdır.' diyor".
>>> > Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o,
>nemlenen
>>> > gözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz
>fotografa hayran hayran baktı. "Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim
>Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir
>darlıkta, herhalde çıldırırdım."
>>> > Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu.
>Selim Bey
>>> > kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim,
>sonra..." dedi
>>>ve
>>> > gülümsedi. O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi
>elinde bir kutuyla içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp
>çıktı. Selim
>>> > Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.
>'Buyurun, yıllarca
>>> > size vermek istediğimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey
>bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı.
>Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı. Keseden
>birkaç
>>>tane
>>> > cumhuriyet
>>> > altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle
>katlanmış kâğıdı
>>> > açıp okumaya başladı.
>>> > Sevgili Mehmet Bey oğlum, Bazen istediğimizi yaparız, çoğu
>zaman da
>>> > mecbur olduğumuzu....
>>> > Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt
>etmiştim. Ancak
>>> > eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını
>bulamadım. Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer
>de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer
>böyle bir
>>> > borcu
>>> > gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı, ben bu borcu
>>> > fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili oğlum, bu altı
>aylık zaman
>>> > diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım
>onu Rabb'im bilir. Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına
>çevirdim. Bu
>>> > altınlar sizindir.
>>> > Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş
>olacağım.
>>> > Sevgilerimle, Nazif Cebeci.
>>> > Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bu büyük insanın
>yüceliği
>>> > karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim
>Beyde bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu..
>>> > Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine
>baktı.
>>> > Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle
>bakıyor
>>>gibiydi.


Whisper--GüNeŞ--HaDiSe--SuLtaN
aBu
(aŞK Bana uZAK)
03-01-2007 03:06 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
« Daha Eski | Daha Yeni »
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:
Forumcagi Giriş sayfanız yapın

Nicknizi Yazip:
oyunmirc Forum Arsiv chat forum forumcak chat35 chat TurkChat hikayeler mircturkish seviyo oyunlar yemeklerden oyun mircset forum
Search Engine Optimization by SpiceFuse
        


TrafficRank.de kostenlose Statistik mit PageRank-Anzeige ohne Toolbar site ekle